LİFE IS BEAUTİFUL
Vizyon Tarihi: 26 Şubat 1999
Tür: Dram, Komedi
Ülke: İtalya
Yönetmen: Roberto Benigni
Senaryo: Roberto Benigni, Vincenzo Cerami
Yapımcı: Gianluigi Braschi, Elda Ferri, Mario Cotone, John M. Davis, Agnes Metre
Oyuncular: Roberto Benigni, Giorgio Cantarini, Nicoletta Braschi, Giustino Durano, Horst Buchholz
ROBERTO BENİGNİ KİMDİR?

Yazıya başlamadan önce Roberto Benigni hakkında ufak bir bilgilendirme yapmakta fayda görüyorum. Özellikle komedi dalında kendini kanıtlamış bir aktör olan Benigni yazarlık ve yönetmenlikte yapmıştır. 1952 İtalya doğumlu aktör ilk kez 1972 yılında Prato’da sahne aldı. Aynı yıl tiyatro yapmak için Roma’ya gitti ve bir taraftan da televizyon dünyasına atıldı. Televizyonda komedi şovlarında boy göstermeye başladı. 1975’te “Cioni Mario di Gaspare fu Guilia” oyunuyla büyük bir çıkış yaptı. Her ne kadar İtalyan Komünist Partisi’yle ilişkisi varsa da tüm siyasetçilerle alaylarından hatta Papa’yla alay eden hicivlerinden dolayı çoğu kez sansüre maruz kaldı.
1977’den sonra sinemaya atıldı. İlk yönetmenliğini bilindiğinin aksine Lİfe is Beautiful ile değil Tu mi Turbi ile yaptı. 1989’da ünlü İtalyan yönetmen (Otto e Mezzo’nun yönetmeni) Federico Fellini’nin filmi “La Voce Della Luna”da rol aldı.
Tüm dünyada çıkış yapmasını sağlayan filmi ise hem yönetmenliğini yaptığı hemde rol aldığı 1997 yapımı Life is Breautiful (La Vita e Bella) oldu. Bu film Benigni’ye Oscar’ı da getirdi.
TOPLAMA KAMPINI ÇOCUK OYUNUNA ÇEVİREN GUİDO’NUN ÖYKÜSÜ; HAYAT GÜZELDİR

Sinema çoğu zaman sadece bir kurgu değil, tarihin bir kesitidir. Tarihin bir sürecini, o süreçte yaşanan tüm olayları güzellikleriyle ya da tüm korkunçluğuyla insanlara gerçek bir deneyim gibi sunar. Life is Beautiful’da 2. Dünya Savaşı zamanlarını anlatan içerisinde naif ve bir o kadar da eğlenceli bir aşk hikayesi barındıran, mağduriyeti imgenin gücünü müzikleriyle destekleyen örnek bir filmdir.
Özellikle iki büyük dünya savaşları arasındaki dönemde propagandanın gücü anlaşılmış. İletişim alanında da kitle iletişim araçlarının etkisi üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Faşist diktatörlerin çoğu kitle iletişim aracının etkilerini kendi lehlerine çevirebilmek için çalışmalar yapmıştır. Tüm zamanlarda propagandayı en iyi kullanabilen kişilerin başında da Hitler gelmektedir. Çektiği propaganda filmleriyle sinemayı propaganda aracına dönüştürmüştür. Sinemanın faşizmin propagandası amacıyla kullanılan dönemine en iyi cevaplar yine sinemayla verilmiştir.
Bu genel bilgilerden sonra filme dönecek olursak film 1939 bahar aylarının İtalya’sında başlıyor. Etraf yemyeşil tam anlamıyla bir kartpostal görünümü veriliyor. Henüz savaşın mahvetmediği İtalya’yı görüyoruz. Şirin bir Yahudi olan Giouse arkadaşı Ferruccio ile birlikte şehre amcasının yanına çalışmaya gitmektedir. Yolda arabanın freni patlar ve araba yolda yalpalayarak savrulur. Guido’nun arabanın içinde ölmek istemiyorum çığlıkları duyulur. Bu sahnede toplumsal bir yoldan çıkışın varacağı sonuca “kitle kıyımına” bir gönderme yapılmaktadır. Gudio görünüş olarak şirin, zeki, konuşkan, mücadeleci ve bir o kadar da sakar birisidir. Amcası da bir o kadar sevimli ve sanata düşkün birisi olarak tasvir edilmiştir. Bir sahnede evine girip sanat eserlerini yağmalayan hırsızlara barbar demeside kabul gören ideolojinin sanat anlayışını gösterir. Faşizmin sanat anlayışı; sanatın özünlüğünü yok eden, tektipleştirici bir anlayıştır ve farklılıklara tahammülü yoktur. Filmde kent yaşantısının aktarımını her şeyi yapabileceği bir özgürlük alanı olarak görmesi, farklılıklara imkan vermesiyle tanımlanırken Ferruccio’nun bağırmasına karşılık “Kes şunu çıldırdın mı? Bu ülkede bu şekilde bağıramazsın” uyarısı faşist yönetim sisteminin özgürlük alanlarına müdahalesini simgelemiştir.
Guido’nun sevdiği kadın olan Dora’ya kendisini prens olarak tanımlaması ve ona prenses diye hitap etmesi, rastlantısallıklarla filmde masalsı bir anlatıma yer verilir. Ayrıca Dora’yı kaçırıp evlerine getirdiğinde eve girmek yerine bahçeye girmeleri ve zaman atlamasıyla çocuklarının o bahçeden çıkması cennet mitinin de kullanıldığını göstermektedir.

Ayrıca Guido’nun Dora’yı görebilmek için görev yaptığı okula müfettiş kılığında gitmesi üzerinde İtalyan bayrağı olması dolayısıyla herkesin onu müfettiş zannetmeside ari ırk düşüncesinin saçmalığına kanıt sunmakta. Irk manifestosunu anlatırken ki davranışları karşısındaki tepkiler bu toplumsal hastalığın boyutlarını gözler önüne seriyor. Okulda ki öğretmenler ve öğrenciler ise tamamen askeri bir mantıkta eğitimi sürdürmektedirler. Hatta öğretmenlerden birisinin yaşlı ve hastaların toplumda mali yüke sebep olduğu hakkında ki görüşleri düşmanlığın sadece faklı ırklara değil toplumun tamamına karşı yapıldığının da göstergesi halindedir.
Zaman atlamasıyla filmin ikinci aşamasında filmin başındaki gibi bir sahne bisikletle karşımıza çıkar. Yine kontrolsüz bir bisiklet kullanımıyla aslında hiçbir şeyin yolunda olmadığı gösterilir. Etraflarında da birçok değişiklik vardır. Askeri cipler ve yığınaklar göze çarpmaktadır. Duvar yazıları ve Yahudilerin dükkanlarını işaret eden yazıların çoğu nefret içeriklidir. Teşhir amaçlıdır. Özellikle kullanılan nefret söylemleri arasında filmde “VIETATO L’INGRESSO AGLI EBREI E AI CANI” (köpekler ve

Yahudiler giremez)’i tercih etmesi köpeklerin hizmet ettikleri yerlerde dışarıda kalmasıyla Yahudilerin durumlarını ilişkilendirmiştir. Yazıyı okuyan Caşua’ya babası gerçeği farklı bir biçimde anlatmaya başlaması kurgusal bir oyunun da başlangıcı olduğuna işaret eder. Ayrıca evde oynanan saklambaç oyunu toplama kapındaki büyük oyunun küçük hazırlığı niteliğindedir. Guido oğlu ve amcasıyla toplama kampına gönderildiğinde, Guido oğlu Caşua için tüm gerçekliği en baştan kurgular ve toplama kampını, sonunda büyük ödül tanka ulaşacakları koşulları sert bir oyuna dönüştürür. Oyuna herkes dahildir. Hatta Guido’nun garsonluk yaparken arkadaşlık kurduğu doktor bile. Doktor kampta kimin gaz odasına gönderileceğine, kimin çalıştırılacağına karar verir konumundadır. Bu da neredeyse aklını kaybetmesine yol açacak kadar büyük bir travmaya sebep olmuştur. Bilimin sistemin taleplerine karşı tepkiside bu şekilde gösterilmiştir.
Filmde ilk başta verilen İtalya’nın kartpostalımsı görüntüsü renklerin gri ve mavi tonlarının verilmesiyle değişir. Büyük bir hüzün hakimdir.

Sonunda savaş biter Guido Dora’yı ararken öldürülmüştür. Yani oyunu kaybetmiştir. Caşua babasının ona söylediği gibi saklandığı yerden herkes gidince çıkar ve bir Amerikan tankının geliş yolunda durur. “Doğruymuş” demesi oyunun gerçekliğinden şüphe ettiğini gösterir. Ancak ödülünü gerçek bir tankı görünce sevincine engel olamaz.

Filmin seyirciye vermek istediği mesaj; savaşı, toplama kamplarını, yaşanılan vahşetleri unutmamamız gerektiğidir. Bugün bile tüm bunları tekrar tekrar hatırlamak zorunda kaldığımızın bilincinde olmamız gerektiğidir.
Yorum bırakın