“BU GÜZEL BİR DOSTLUĞUN BAŞLANGICI OLACAK” CASABLANCA

CASABLANCA
Yönetmen: Michael Curtiz
Yıl: 1942
Oyuncular: Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Paul Henreid, Claude Rains,
Tür: Romantik, Dram
Ülke: ABD
Müzik: Max Steiner
Yapımcı: Hal Wallis
Süre: 1sa 42dk
MİCHAEL CURTİZ KİMDİR?

Michael Curtiz

1888 doğumlu Macar asıllı Amerikalı yönetmendir. Avrupa’da 50’den fazla film yönetmiştir. Daha sonra gittiği Amerika’da 100’e yakın filmi bulunur. 1943’de zamanına göre oldukça başarılı bir film olan Casablanca ile en iyi yönetmen Oscar’ını almıştır.

CASABLANCA

Tartışmasız, izlenmesi gereken başyapıt filmleri listesine herkesin eklediği filmdir; Casablanca. Güçlü hikayesi, efsane kurgusu ve harika oyunculuğuyla sinema tarihinin ilk örnekleri arasında yer alan Casablanca filmi savaş zamanını, tam da o yıllarda anlatıma koymasıyla hem bir romans hem de dönemin şartlarını olağanlığıyla anlatabilen bir eserdir.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Avrupa’dan dışarıya özellikle ifade özgürlüğü ve refah devleti mantığıyla kurulmuş olan Yeni Dünya Amerikaya göç dalgası başlamıştır. Tabi ki bu o kadar kolay değildi. Göçmenler Amerika’ya ulaşmak için ilk önce Lizbon limanına gitmeliydiler. Dolambaçlı yollardan biriside Paris’ten Marsilya’ya, Akdeniz’den Oran’a oradan da Fas’ın Casablanca şehrine geçip oradan çıkış izni alıp bir gemiyle ya da uçakla Lizbon’a geçiyordu. Casablanca herkesin buluşma noktasıydı ki filmde kameralar meydanı gösterdiğinde mahşer gününden farksız bir görüntüyle durumu çok güzel özetlemektedir. Sonra kamera Rick Blaine’in işlettiği Rick’s Café’ye çevrilir. Rick karakteri filmde karizmatik tarzı, davranışlarışlarıyla etrafındaki herkesin saygısını kazanmış, günü yaşamaya odaklı bir portre çizer. Ayrıca kendini riske atmayı sevmeyen, tarafsız ve apolitik tavırlarıyla dikkat çeken birisidir Rick Blaine. Rick’in geçmişi hakkında filmin başında herhangi bir bilgiye yer verilmemektedir.Bu da Rick’e daha gizemli bir hava katmakta, onu daha çekici bir adam yapmaktadır. Tabiki ilerleyen dakikalarda Rick’in ülkesine dönemeyen bir özgürlük savaşçısı olduğunu görüyoruz. Tüm bu özellikleriyle Amerika’nın sembolize hali gibidir aslında Rick. Tabi ki tüm bu tarafsız ve apolitik görünüşü Ilsa Lund’un hikayeye dahil olmasıyla sarsılacaktır.
Tüm hikaye aslında resmi evrak taşıyan iki Alman kuryenin öldürüldüğü bilginin anons edilmesiyle başlıyor. Çalınan evrakların nerede ve kimde olduğu sorusu bilinmezken bir sahnede belgelerinin süresi geçen bir adamın Vichy Hükemeti başkanı Philippe Petain’in posterinin önünde öldürüldüğünü görüyoruz. Elinden “Free France” bildirilerinin düştüğünü görüyoruz. Bu görüntü Alman Nazilerinin ve onun oyuncağı haline gelen Vichy hükümetinin diktatörlüğünü sembolize etmekte.

Çalınan evrakların Rick’in eline geçmesiyle ve Rick’in onu anlamsızca terk eden eski sevgilisi Ilsa’nın kocasıyla Rick’in mekanına gelmesi durumu karışık hale getiriyor. Sonunda bir flashback ile öğreniyoruz ki aslında Ilsa kocasının öldüğünü sandığı bir dönemde Rick’le birlikte oluyor. Ancak evlenecekleri sırada Nazi’lerin Paris’i işgali başlıyor ve Ilsa kocasının yaşadığını öğrenip Rick’i terkediyor. Ilsa’nın kocasıda Victor Laszio’da direniş hareketinin önemli isimlerinden birisidir. Her ne hikmetse Rick’in elindeki belgeler de Laszio’nun transit geçiş belgeleridir. Filmin son sahnesine kadar Rick’in belgeleri nasıl kullanacağını bilememiz savaş zamanı çekilen filmde savaşın sonucunu bilememekle paralellik göstermektedir.
Ilsa’ya ve diğer karakterlere de değinmek gerekirse Ilsa’nın gösterilen flashbackte gri üniformalara karşın Fransa bayrağında ki özgürlüğün simgesi olan mavi elbisesi de dikkat çeken semboller arasında. Ayrıca tüm dünyada başka şehir kalmamış gibi Casablanca’ya gelmesi ve orada Rick’le karşılaşması sinema klişelerini başlatan bir davranış olarak yorumlayabiliriz. Polis şefi ve Alman kumandan da diğer ilginç karakterler. Özellikle polis şefi Louis Renault her yöne çekilebilen birisi olmasıyla Fransız yönetiminin temsili olarak düşünülebilir. Lazslo ise direniş için tam bir panzehir olarak nitelendirilmektedir. Ilsa ise tam anlamıyla Avrupa’nın temsilidir.
Filmin final sahnesi ve aynı zamanda filmin en çok konuşulan üzerine tonlarca yorum yapılan sahnesi. Sonunda Ilsa Rick’i seçsede Rick ikisinide uçağa bindirir. Rivayetlere göre Ilsa’yı oynayan Ingrid Bergman çekime kadar finali bilmiyormuş. Mimiklerindeki kararsız ifadenin bu kadar iyi olmasında bunun da etkisinin olduğu söylenmektedir.

Son olarak “As Time Goes By” şarkısının filmdeki uyumuda izleyicinin içinde inceden bir hüznü harekete geçirmekte.
En sonunda alıntılanmaktan usanmış replikle yazıya son veriyorum.
“louis, i think this is the beginning of a beautiful friendship”

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın